İnternet ve Korsan
12 Mart 2009İnternet’in hayatımıza girmesiyle pek çok şeyin artık eskisi gibi olmayacağının zaman içinde farkına vardık. İlk başlarda “Acaba ben nasıl yararlanabilirim?” dediğimiz internet artık en ufak bir sorunumuzda imdadımıza yetişiyor. Tabii ki sadece sorun değil. Artık hayatımızın pek çok bölümünü internete endeksli olarak yaşıyoruz. Hatta artık internetsiz bir yaşama geri dönme düşüncesi bile insana çok korkunç bir kabus gibi geliyor.
İnternet’in hayatımıza girmesinden ve yaşamı her yönde kolaylaştırmasından keyif alan çoğunluğun yanında, nispeten bundan şikayet eden sektörler ve kişiler de yok değil. Ama açıkçası artık bu şikayetlerin bir sonuca ulaşması çok zor görünüyor. Çünkü dünyadaki internet ağı, önüne geçilemez bir şekilde büyümeye devam ediyor ve ciddi anlamda bir kontrol mekanizmasını bu kadar büyük bir ağ üzerinde etkin hale getirmek imkansız. Peki internetin varoluşundan rahatsız olanlar kimler?
Yazılım Sektörü : Yazılım denildiğinde akla ilk gelen firma Microsofttur. Microsoft’un internet oluşumdan ne kadar rahatsız olduğu aslında tam olarak bilinmiyor. Sonuçta bilişim sektörü piyasasında hala tekelci konumunda. Her ne kadar Microsoft yazılımları internet ortamında günde milyonlarca defa kopyalansa da, Microsoft’un bundan zarar etmesi zor gibi. Yazılımlarında her ne kadar lisans anahtarı ya da aktivasyon uygulamasını zorunlu kılsa da bunların Microsoft tarafından aslında o kadar da önemsenmediğini basit bir işlem karşılığında bu engelleri rahatça aşabildiğimiz için rahatlıkla söyleyebiliriz. Yani bir taraftan sözde korsan yazılım paylaşılmasına ve kullanılmasına karşı gibi görünen Microsoft diğer taraftan bunu engellemek için de elle tutulur bir tavır sergilemiyor. Bunun arkasında da halen elinde bulundurduğu tekelciliği kaybetme korkusu var. Bir başka değişle insanların başka işletim sistemlerini kullanmalarındansa, kaçak ya da korsan olsa dahi kendi işletim sistemlerinin kullanılmasını istiyorlar. Tabi her şirket Microsoft kadar şanslı değil. Her ne kadar gerçek anlamda yazılım kopyalanmasının önüne geçmeyi başaran şirketler varsa da, bu şirketler kendileri kadar korsan kullanıma önem vermeyen rakiplerinin karşında yenilmekten kurtulamıyorlar. Tıpkı Microsoft’un yaptığı gibi. Çünkü kimisi buna izin vermezken, kimisi de izin vermiyormuş gibi görünüp “yan cebimden alıver ama ben seni görmemiş olayım” diyor. Tabii ki ikincisini yapanın malı daha popüler olacaktır.
Müzik Sektörü : Yıllar önce Metallica’nın Napster’a açtığı davayı biliyoruz. Napster’ın, sanatçı ve grupların parçalarını hiçbir bedel ödemeden sitesinden indirmeye izin vermesi ve bundan ciddi bir kazanç sağlaması aslında bu işin zaman geçtikçe tehlikeli boyutlara ulaşacağının habercisiydi. Aradan yıllar geçti ve insanlar yavaş yavaş bu korsan şarkı paylaşımının önüne öyle kolay kolay da geçilemeyeceğini anladılar. Kimisi buna çeşitli kılıflar uydurdu, parça sahibi sanatçılarla anlaştılar ve kendilerince yasal hale getirdiler. Ama ortada yine parçayı kopyalayan kişinin ödemesi gereken bir miktar para söz konusuydu. Oysaki her halukarda internetten kolaylıkla ve bedava bir şekilde şarkı indirebileceğini düşünen bir kişi neden az da olsa bir miktar ödeme yapıp istediği şarkıyı o şekilde indirsin? Bunu ülkemizde de TTNET yapmaya çalıştı. Ama sonucun çok da başarılı olduğunu söyleyemem. Çoğumuz hatırlarız, yıllarca kasetçilere gidip çekme kasetler doldurtmadık mı? Bunlara kimse sesini çıkardı mı? Bu konu hakkında bir denetim oldu mu, bir kanun çıktı mı? İlerlen zamanlarda evlerimizde kasetten kasete ya da radyodan kasete şarkılar kopyalamadık mı? Bunlara kimse sesini çıkardı mı? O devrin bu işi yapan müzik setlerini neden satıyorsunuz diyen oldu mu? Bütün bunlara ses çıkarmayan sanatçılar internetten şarkı indirilmeye başlanmasıyla bir anda kıyameti kopardılar. Oysaki zaten bu şarkı kopyalama işi yıllardır bu ülkede yapılan bir şey. Yeni değil ki.
Sinema Sektörü : Müzik sektörüne oranla aslında sinema sektörünün son yıllardaki akılcı politikalarıyla bu korsan paylaşımdan nispeten daha az etkilendiğini söyleyebiliriz. Peki nedir bu politika? Bir film çektiğiniz zaman en başta bunun az kopya ile az sayıda sinemada oynatılmasını sağlıyorsunuz. Tabi bu süreç biraz uzun sürüyor. Buradaki amaç bu süre içinde olabildiğince çok seyirciyi sinemaya çekmek ve bundan maksimum gelir elde edebilmek. Biliyorsunuz ki sinemalarda gösterilen filmler büyük makaralar halindedirler. Bu makaralardaki film şeritlerini kopyalamak çok zahmetli ve de zor bir iştir. O yüzden bu makaralardaki filmler bir sinemadaki gösterim süresi bittikten sonra alınır ve başka bir sinemaya kiralanır. Olay bu şekilde ilerlediği için bu filmlerin sinemada oynatılma süreleri de uzun olur. Bir film vizyona ilk girdiğinde 8-10 makara olarak 8-10 sinemaya dağıtılır. Ne zaman ki artık izleyicinin bu filme olan ilgisi azalır ve sinemalar dolmamaya başlar bu sefer de filmin DVD’si satışa sunulur. İşte burada yine korsan olayı devreye girer ama zaten film gösterimde olduğu süre zarfında eğer beğenilmişse yapımcısına iyi bir kazanç sağlamıştır. Müzik sektörü ne yazık ki böyle bir politika tutturamamıştır hala. Mesela sanatçı albümünü çıkarmadan önce konserlerinde yeni parçalarını söyleyeceğini duyursa sinemanın elde ettiği geliri konserlerden kazanamaz mı? Tartışılır.
Etiketler: İnternet, jupiter ile şiir, korsan internet, korsan internet sektörü, Korsan yazılım, masal





