Eurovision Politikamız
12 Aralık 2008
Eurovision Logo
Pek çok kişi artık Eurovision şarkı yarışmasına bir şarkı yarışması olarak bakmıyor. Nedeni ise işin içine siyasetin, dinin ve ikili ülke ilişkilerinin karışmış olması. Müzik ise en sonda geliyor. Gerçi son iki yıldır bu tür şeylerin önüne geçmek için yarışma kurallarında ve oylama sisteminde bazı değişikliklere gidildi ama bu ne kadar etkili oldu tartışılır.
Yıllardan beri Eurovision’a katılırız. Hatta son 7-8 yılın dışında hiç esamemiz okunmamıştır. Peki bu son 7-8 yıl içinde bize oy veren diğer ülkelerle siyaset, din ve karşılıklı ilişkilerimizde bir farklılık mı oldu ki şarkılarımız tutmaya başladı. Hayır. Önemli nokta şu ki: Gerçekten iyi ve samimi bir şarkıyla yarışmaya katılırsanız yukarıda bahsettiğim bütün bu siyaset, din gibi konular bir tarafa bırakılıyor. Aslında bunca yıldır Eurovision’ı son sıralarda bitirmemizin en önemli sebebi “samimi” bir şarkı yapamayışımızdan kaynaklanıyor. Yıllar boyunca yaptığımız şarkılara bir bakar mısınız? Sanki Avrupalıya yalakalık yapmak için yazılmış parçalar. Önce bir şarkı isimlerine bakalım: “Petrol”, “Opera”, “Halley”, “Superstar”… Hemen fark ettiniz aslında olayı. Dikkat ederseniz şarkı isimlerimiz hem Türkçe’de hem de İngilizce’de aynı anlamı taşıyorlar. Yani sözlerimiz Türkçe olsa bile yalakalık uğruna isimler iki dile de hitap ediyor. Ama sadece bu kadarla kalmıyor bu iş. “Sufi sufi”, “Diday Diday Day”, “Rimi Rimi Ley”… Ya bu isimlere ne demeli? Hiçbir anlamı olmayan kelimeler grubu. Bunlarda da asıl amaç yabancı otoritelerin kulaklarına hitap edebilmek. Ama adam buna bakar mı? Baksa bile bu tip isimleri taşıyan parçalar otoriteler üzerinde nasıl samimi bir etki yaratabilir? 1995 yılında birinci olan Secret Garden’ın Nocturne adlı parçasının enstrümantal bir parça olduğunu da hatırlatırım.

Kenan Doğulu
Ne zaman biraz kendi enstrümanlarımızı kullanıp kendi kültürümüzden bir şeyler kattık, olay o tarihten itibaren biraz değişir gibi oldu. 1997’de Şebnem Paker’in “Dinle” isimli bağlamalı davullu darbukalı parçası 3.lüğü almıştı. Değişir gibi oldu diyorum çünkü biz hala kendi müziğimizi yaptığımızda Avrupalı tarafından daha çok kabul göreceğini fark edememiştik. 2003 yılına kadar yine abuk subuk parçalarla katıldık Eurovision’a. Ta ki 2003 yılında Amerika’da müzik eğitimi almış ve gerçekten tabir yerindeyse “bu işi yalayıp yutmuş” biri olan Demir Demirkan çıkana kadar. İçinde bizim enstrümanlarımız ve bize ait bir oryantalizm bulunan, İngilizce sözlerle mükemmel sentezlenmiş “Everyway That I Can”. Bir de Sertab Erener gibi kaliteli bir sanatçı tarafından seslendirilince bu parçanın 1. olması nerdeyse kaçınılmazdı. Hatta Kıbrıs Rum Kesimi’nin bile bize 12 puan vermesi yukarıda bahsettiğim siyaset ve dini ilişkilerin samimi bir parça karşısında bir anda unutulduğu anlamına geliyor.
Daha sonraki yıllarda artık bu işi kavradığımızı görüyoruz. En azından yapılan parçalarda artık kendimize ait bir şeyler, bir oryantallik var. Tarafsız bir gözle bakıldığı zaman Türkiye’nin yaptığı parçaları diğer ülkelerin arasında çok rahat bir şekilde ayırt edebiliyoruz artık. Umarım bu politika böyle devam eder. Çünkü ne varsa kendi müziğimizde kendi enstrümanlarımız da var. Hoş bu sene Hadise katılacakmış. Şarkıyı şimdiden çok merak ediyorum.
Etiketler: Ajda Pekkan, Athena, Demir Demirkan, Diday Dida Day, Diday Diday Day ensturumantel, Dinle, dünya mevsim ve güneş sözcüklerinin içinde geçtiği gazete haberleri, Eurovision, Everyway That I Can, evren kikayeleri, futbol video, Hadise, Halley, jupiter şiirleri, leyla ezer biyolojik zayıflama programı, Mor ve Ötesi, Nocturne, Opera, Petrol, Rimi Rimi Ley, sac, Şebnem Paker, Secret garden, Semiha Yankı, Seninle Bir Dakika, Sertab Erener, Şiir, Sufi Sufi, uzay





