80′lerde Çocuk Olmak-mış
15 Nisan 2009
80'ler
Son günlerde internet ortamında bir iki video almış başını gidiyor. Kimlerin hazırladığı hakkında bilgim yok. Lakin yanlışlarla dolu. Aslında bu videonun iki versiyonu var. Bir tanesi 80’lerde diğeri de 90’larda çocuk olmak adını taşıyor. Ama dediğim gibi o devirlerde çocuk olan biri olarak içlerinde pek çok yanlış olduğunu açıkça söyleyebilirim.
Gelelim benim gözümden 80’lerde çocuk olmak olayına. Nereden başlasam bilmiyorum. O yıllara ait o kadar çok şeyden bahsedebilirim ki size… Mesela 80’li yıllardaki çizgi filmler olabilir. Çocuğuz ya o zamanlar tabi ki çizgi filmler aklımızda kalan ilk şeyler olacaktır. Voltron, He-man, Yakari, Nills ve Uçan Kaz, Calimero ve Pembe Panter ilk aklıma gelenler. Şimdi diyeceksiniz ki “bu kadar mı çizgi film vardı o zaman?” Bende sizlere “evet” diyeceğim. Televizyonun tek kanallı olduğu bir dönemde daha ne kadar çizgi film olabilir ki zaten televizyonda.
Ya diziler? Yabancı diziler arasında Yalan Rüzgarı, Kara Şimşek, Beyaz Gölge, Hayat Ağacı, Dallas, Flamingo Yolu, Mavi Ay, Köle İsaura hatırladığım diziler arasında. Yerli diziler de ise başını Perihan Abla’nın çektiği ve arkasından Bizimkiler, Uzaylı Zekiye, Kaynanalar ve Kuruntu Ailesi’nin geldiği zamanın süper yerli dizileri geliyor.
Bir de yerli programlar vardı. En başta aklıma gelen Mustafa Yolaşan’ın sunduğu Pazar 86 ile başlayan ve her yıl adı da o yıla göre değişen program. Hatta Pazar günleri bu programın hemen öncesinde Hikmet Şimşek’in sunduğu Pazar Konseri olurdu televizyonda. Gerçi o da ayrı bir güzellikti. Televizyonda fazla kanal olmayınca insanlar oturup klasik müzik dinleyebiliyorlardı. Şimdiki gibi kalitesiz program sayısı o zaman neredeyse yok gibiydi. Yine o devirde çocuk olan biri olarak unutamayacağım bir programda tabi ki Susam Sokağı’dır. Sabah kalktığımda izleyip okula giderdim sonra akşamüstü okuldan geldiğimde yine oturup tekrarını izlerdim. Bir de Barış Manço ile 7’den 77’ye. Yine Pazar sabahları olurdu. Pazar Sinemasından hemen sonra. Pazar Sineması demişken; bakıyorum da o kızıl derililerin ve kovboyların mücadelelerini konu alan kovboy filmleri artık yayınlanmıyor. Ya da o kadar çok kanal var ki yayınlansa bile haberimiz olmuyor. Bir de Cumartesi sabahları “Cumartesi’den Cumartesi’ye” adlı bir çocuk programı olurdu. İçinde çeşitli bölümler vardı. Kağıttan ev yapılıyordu, resimler yapılıp boyanıyordu. Sungun Babacan’ı da bu program sayesinde öğrenmiştim. Güzeldi velhasıl.
O zamanın oyunlarından bahsetmek isterdim ama o zamanlar pek de dışarıda oyun oynadığımı söyleyemem. Annem fazla izin vermiyordu dışarı çıkmama. Çıkınca da deli gibi futbol oynuyorduk. Yakan top, istop, misket, gazoz kapağı gibi oyunları da 90’lı yıllarda, yani biraz büyüyünce oynamaya başladım. Dışarıda çok vakit geçirmeye başladığım zamanlarda.
80’lerde bakkaldan aldığımı hatırladığım ender yiyecekler vardı. Mesela “Meybuz” adında bir şey çıkmıştı. Kalemden biraz kalın ve bir poşetin içinde satılan meyve tadında bildiğimiz buzdu bu. Evet, bildiğimiz buz ama dediğim gibi içinde hafif bir meyve tadı vardı. Alıp onu yerdik. Bir de gidip gidip sakız alırdım. Sakız almak için hiç üşenmeden çarşıya giderdim. Sakızın adı Turbo’ydu. İçinden araba resimleri çıkıyordu. Biriktiriyorduk anları. Daha sonra ne yaptığımı hatırlamıyorum. Bir de hayal meyal hatırladığım Meksika 86 Dünya Kupası ile ilgili bir takım kartlar alıyordum bakkaldan. Bu kartlar yeşil bir kutunun içinden çıkıyordu ve birbirine hafifçe birleştirilmişti. Kutudan çıkarıp birbirinden ayırmak için biraz çekiyordunuz. “Tıııııırrrrtt” diye bir sesten sonra birbirlerinden ayrılıyorlardı. Herhalde onda da futbolcu resimleri vardı. Leblebi tozundan bahsediliyor ama ben 80’li yıllarda pek de leblebi tozu hatırlamıyorum. Sanki o daha sonraları yani 90’larda çıktı. Coca Cola falan 1 litrelik cam şişelerde satılırdı. Öyle plastik şişe falan yoktu. Onu da geçtim ilk defa kutu kola aldığımı hatırlıyorum. Açmak için oldukça zorlanmıştım. Küçüğümde, bir türlü gücüm yetmemişti de büyüklerden biri açmıştı yanımdaki.
Sınıf arkadaşlarımın çoğunun evinde telefon yoktu. Bir gün öğretmenimiz okula bir telefon getirdi. Bildiğimiz ev telefonu. Başladı anlatmaya işte bu telefon, bu numaraları çeviriyorsunuz karşınıza çıkan kişiyle konuşuyorsunuz falan. Oysaki biz lojmanda oturduğumuz için evimizde telefon vardı. Millet ısrarla telefona dokunmak için yemişti birbirini sınıfta. Bende “Bildiğimiz telefon işte” diyordum içimden ama onlar zaten bilmedikleri için atlamışlardı olaya.
80’leri güzel yapan yukarıda anlattıklarımın dışında hayatın da sade olmasıydı. Her şey kararındaydı. Her şey basit ve tekdüzeydi. Ama güzeldi. Televizyonda bir futbol maçı olduğu zaman tüm işler iptal edilirdi. Çünkü televizyonda canlı maç izleyebilmek önemli bir olaydı. İlker Yasin’in adeta telefonun derinliklerinden gelen anlatımıyla.
Etiketler: 1980 lerin yiyecekleri, 70 VE 80 LERİN YİYECEKLERİ, 80 lerdeki yiyecekleri, 80 yıllarda cumartesi den cumartesi, 80 yılların yiyecekleri, 80'lerin dizisi hayat ağacı video, 90'lar da çocuk olmak blog video, Barış Manço ile 7'den 77'ye, barış manço pazar sineması pazar konseri, Beyaz Gölge, Bizimkiler, bu devirde çocuk olmak vardı, calimero, coca cola 90 lı yıllarda şişe resimleri, Cumartesi'den Cumartesi'ye, Dallas, Flamingo Yolu, Hayat Ağacı, He-man, Hikmet Şimşek, hikmet şimşek facebook, HİKMET ŞİMŞEK KONSER VİDEOSU, hikmet şimşek konserleri ile ilgili yazılar, hikmet şimşek pazar konseri izle, HİKMET ŞİMŞEK VİDOLRI, İlker Yasin, Kara Şimşek, Kaynanalar, Köle İsaura, Kuruntu Ailesi, Mavi Ay, Meybuz, Mustafa Yolaşan, mustafa yolaşan kidir, mustafa yolaşan kimdir, Nills ve Uçan Kaz, Pazar Konseri, PAZAR KONSERİ ÖNCESİ ÇOCUK SİNEMASI, Pazar Sineması, Pembe Panter, Perihan Abla, Sungun Babacan, Susam Sokağı, Uzaylı Zekiye, uzaylı zekiye tv den ne zaman kalktı, Voltron, yakari, Yalan Rüzgarı





